başucumdaki komodine uzanıp tabakamla gümüş çakmağımı aldım. sigara paketlerine oldum olası kılımdır. tabakalarsa her zaman daha karizmatik gelmiştir gözüme, daha erkeksi. sigaramı yakıp geri koydum yerine ikisini de, üzerlerine işlenmiş harflere kısacık bir an baktım sadece. üç tarafımdaki açık pencerelerden giren serin rüzgâr temmuzun bunaltan sıcağını hafifletmeye başladığında o girdi odaya. çırılçıplaktı. hayatımda gördüğüm en güzel vücutlardan birine sahipti. diri ve dik göğüslerinin etkisini kasıklarımda hissedebiliyordum. “camları kapatayım mı?” dediğinde hayır anlamında kafamı salladım sigaramdan derin bir nefes alırken. yatağın hemen karşısındaki boy aynasının önüne geçti. kalçaları iki iri su damlası gibiydi, kasıklarıma dayandığını düşündüm bir an. bir vücuduna bir de aynadan gözlerime bakıyordu. gözbebeklerimde hayranlığımı görmek için can atsa da istediği ışığı göremiyordu.

- istiyor musun beni?
- istemesem sevişmeyecek misin benimle?

yüzündeki ifadeden sinirlendiğini anlıyordum ama umurumda değildi.

- git buradan. şimdi, hemen!
- …
- git dedim sana be adam, duymuyor musun?

sigaramdan bir nefes daha çekip yavaşça havaya üfledim. artık gözlerinin tam içine bakıyordum ve daha da sinir bozucuydum.

bana doğru ani bir hamle yapıp üzerimdeki beyaz örtüyü çekti ve kapıya doğru fırlattı, artık kucağımdaydı;

- sana sinir oluyorum. bu akşam, tanıştığımız andan beri sana sinir oluyorum.
- …
- ama buna rağmen inanılamayacak bir şiddetle istiyorum seni.

dili dudaklarımın arasındaydı. hırçındı öpüşü, parmaklarına doladığı uzun saçlarımı çekiştiriyordu arada. sigaramı yatağın hemen yanında, yerde duran küllükte söndürüp ellerimi kalçalarına attım. kadınların dişiliklerinin kaynağının yuvarlak kalçaları olduğunu çocukluğumdan beri biliyordum. sertçe sıktım. canını yakmaktı amacım ve canı yandığı halde tepki vermiyordu. sertleşen aletim sıcak kasıklarındaydı. içinde gezinmem için acele eder gibi bastırıyordu kendini. ellerimi göğüslerine götürdüm. biraz doğrulup tattım ikisini de, tek tek. arada uzun parmaklarımla sıkıyordum. yüzünü buruşturup dudaklarını ısırıyor ama canının yandığını belirten bir ses çıkarmıyordu. sinirleniyordum. üzerimden itip yatağın sağ tarafına düşürdüm. artık ben üstteydim ve hareketlerim sertleşmişti. boynu, omuzları, göğüsleri ve göbeği küçük ısırıklarımla kızarıyordu. sonunda, boğuk çığlıklar duymak beni biraz rahatlatmıştı. aletimi şehvetle nemlenmiş kasıklarına dayarken dudaklarım dudaklarına kilitlenmişti. sertçe ittim kendimi içeri bir anda. aradığım bir şey varmış gibi derinlere uzandım. attığı çığlık, birleşmiş dudaklarımızdan geçip içime doldu. sesten ve zevkten patlıyordum. hızlıca gezinmeye başladım içinde. istekle ileri atılıyor, pişmanlıkla geri çekiliyordum. bunu hızla tekrar ediyordum. seks, uzun zamandır bir çelişkiydi benim için. dudaklarımı çektim dudaklarından. dili özgür kalınca daha cesur ve daha yüksek çığlıklar atmaya başladı. gittikçe ısınıyorduk. inlemeleri sıklaşırken doğruldum ve bir anda çektim kendimi içinden. kısa bir rahatlama anından sonra oyuncağı elinden alınmış küçük bir kız gibi atıldı üzerime. yatağın ayakucuna doğru itti beni. sırt üstü yatırıp üzerime uzandı. küçük bir öpücükten sonra tırnağının geçtiği yerleri iyileştirmeye çalışır gibi diliyle takip etti. önce yakıp sonra serinletiyordu. yavaşça aşağı indi. kıvrandırmaya çalışıyor ama başaramıyordu. dudaklarının arasında sıcaklığım vardı. zevk aldığımı biliyor ama dahasını istiyordu. bir hızlanıp bir yavaşlayarak küçük oyunlar oynuyordu. gözlerimin içinde bakıp “çok büyük” dedi, işveyle. aslında değildi. her kadının içinde bir fahişe vardı ve onun içindeki fahişe beni kendine bağlamaya çalışıyordu. sessiz kalıp kafamı arkaya attım. hala benden bir tepki bekliyordu. tekrar gözlerine baktığımda anladı. gözlerini kaçırdı benden. istediği başarıyı kazanamadığını görmeye dayanmıyordu. ama bilmiyordu sebebinin o olmadığını. hınzır bir gülümsemeyle arkasını döndü sonra kendini toparlayıp. doğrulup yerimi aldım. artık daha serttim. sona geliyorduk. bir anda çektim kendime onu belinden tutup. kasıklarıma dayanmış kalçaları aynı az önce hayal ettiğim gibiydi ellerimin arasında. ve ben bu sahneyi farklı kadınlarla da olsa her görüşümde tanrının varlığına iniyordum bir kez daha. iki cinsin bu kadar büyük bir uyumla yaratılmış olması bu mükemmel varlığın gerçekliğinin ispatıydı. erkekler ve kadınlar olarak legolara benziyorduk. nasıl birleşirsek birleşelim, birleşme noktaları cuk oturuyordu her zaman. hızlandım. inlemelerine sert çarpışma sesleri de eklendi bir süre sonra. o ise sadece nefes sesimi duyuyordu. arada arkasına dönüp dudaklarını uzatıyordu. öpüşmek sevişirken daha zevkliydi, bunu bir kez daha ispatlamıştım kendime.

hızlanan nefesi ve sıklaşan iniltileriyle sona yaklaştığımızı anladığımda daha da hızlandım. orgazma çığlıklarla ulaşmasını istiyordum. öfkem iyice kabarmıştı. her hamlemde kalçalarından gelen ses beni kamçılıyordu. hayvani bir içgüdüyle hızlı ve sert hareketlerle gidip geliyordum. canının yandığını anlamak zor değildi ve bu benim aldığım zevki katlıyordu. bir süredir içimde beliren bu istek beni her seferinde şaşırtıyordu ama şaşkınlığım beni dizginleyemiyordu. sınırlarını iyice zorladım. en sonunda büyük bir çığlıkla boşaldı. içindeki kısmım buna şahitti. konuşamıyordu. yüzünü yastığa gömüp nefesini düzenlemeye çalışırken ben devam ettim. aldığım zevk öfkemle birleşiyor ve beni daha da saldırgan kılıyordu. kaçlarındaki ellerim kasılmaya başladı. üzerinde durduğum dizlerim uyuşuyordu. içimde zevkten farklı bir şey vardı. en sonunda öfkemi de bir kenara bırakıp gözlerimi kapadım. pişmanlık gibi kötü bir his kapladı her yanımı. tenim yanıyordu sanki. içinden çıkıp kendi kendime bile zor duyduğum, anlamsız hırıltılarla kalçalarına boşaldım. tam olarak bittiğinde yavaşça açtım gözlerimi. kadınlığının terlemiş sembolü, erkekliğimin kaynağı ile lekelenmişti. yatağın boş kalan kısmına sırtüstü attım kendimi. nefesim normal temposuna ulaştığında ona dönüp küçücük öptüm şakağından. bunu beklemediğini biliyordum. pespembe olan suratına küçük bir tebessüm yayıldı. bu ümitti ama ben boş olduğunu biliyordum. kalkıp banyoya gitti, ben de bir sigara yaktım. tabakayı yerine koyarken biraz daha uzun baktım bu sefer üzerinde işli harflere. derin bir nefes çektim sigaramdan yine. bu sefer ciğerlerime değil de beynime yolladım dumanı. beynim uyuşmazsa eğer düşünecektim yine aynı şeyleri çünkü. istemiyordum.

pencereden giren rüzgâr artık üşütüyordu biraz. tekrar girdi odaya biraz sonra. duşunu almıştı. havluyu yere atıp tekrar aynanın karşısına geçti. çıplak olmakla gurur duyan bir hali vardı. vücuduna bakıldığında haksız olmadığı da görülüyordu. saçlarını tarayıp tekrar yanıma uzandı yüzükoyun. elimdeki sigarayı alıp son nefesi çekti. dumanı yüzüme üfleyip güldü. kahkahasında farklı bir şey vardı. küçük bir tebessümle cevap verdim. sigarayı söndürüp çenesini göğsüme dayadı. bir şeyler anlamaya çalışır gibi bakıyordu yüzüme. sonra birden elini kasıklarıma attı tekrar;

- bu gece burada kal. yine yapalım. hatta sabah da…
- birazdan gideceğim.

çenesini göğsümden kaldırdı. yüzü düşmüştü. yatağın diğer ucuna çekildi, sırtüstü yattı. ben de yataktan kalkıp giyinmeye başladım. gömleğim, pantolonum, kemerim hatta boxerım bile gayet intizamlı bir şekilde koltuğun üzerinde duruyordu. “sanki bir göreve hazırlanmış gibi düzenle soyunmuşum” dedim içimden. her şeyimi giyip tekrar yatağın yanına gittim. tam komodine, tabakama ve çakmağıma uzanırken gözlerini bana dikti;

- kim bu kadın?
- hangi kadın?
- gül. tabakanda ve çakmağında da adı işli.

bir an afalladım. neden buna takıldığına anlam verememiştim. seviştikten sonra beklemediği halde şakağına kondurduğum öpücüğün onu ümitlendirdiğini düşünüyordum ama bunun tek gecelik bir şey olacağını başından beri bildiğine emindim.

- tanımıyorsun. önemli biri de değil zaten.
- önemli olmayan insanların isimlerini sevişirken sayıklar mısın hep?
- ben kimsenin adını sayıklamadım.
- tam boşalırken, içimden çıktığında özür diler gibi bir ses tonuyla “ben sadece seni seviyorum gül” dedin hırıltıyla karışık.

kalakaldım. ne düşündüğü zerre umurumda değildi. en zayıf noktamla yüz yüze kalmıştım. arkamı döndüm. aynadaki yansımamla göz göze gelmiştim. yüzümdeki ifade karışıktı. ben bile ne düşündüğü anlayamıyordum. yürümeye başladım kapıya doğru. yatakta doğruldu;

- kim bu kadın? sadece merak ediyorum.

durdum ama o devam etti;

- sadece kim olduğunu söyle.
- senin yerinde olmasını istediğim kadın.
- peki, şimdi nerede?
- gitti.

yürümeye devam ettim. ağladığımı görmesini istemiyordum. yatak odasından çıkıp hızlıca evin kapısına doğru ilerlerken yataktan fırladı. evin kapısını açtığımda arkamdan bağırıyordu;

- peki, madem bu kadar istiyorsun o kadını, neden benimle yattın? neden ona gitmedin? neden aldattın onu?

aldatmak kelimesi ağır gelmişti. kapıyı kapatıp ona döndüm. gözümden süzülen yaşları gördüğünde şaşırdı. hafif bir pişmanlık gördüm gözlerinde. haddini aştığını ve hesap sormaya hakkı olmadığını anlamıştı. mecbur olmadığım halde açıklama yapma isteği duydum. konuşmaya başlarken gözlerim gözlerine kilitlenmişti;

- o öldü.

gözündeki pişmanlık iki katına çıkmıştı. canımı yakacak bir konuyu açtığına üzülüyordu şimdi. devam ettim;

- … ve ben öldüğünü hala kabullenemedim. hayatıma devam etmeye çabalasam da başarılı olduğum söylenemez. başka kadınların tenleri her erkek gibi arzuladığım şeyler. ama dokunduğumda tenimin yanmasına engel olamıyorum. içimi kaplayan suçluluk her seferinde daha saldırgan biri yapıyor beni. canımın yanmasını can acıtarak hafifletmeye çalışıyorum. sonunda elimde kalan yine aynı olunca boşa kürek çektiğimi anlıyorum ve pişman oluyorum. teorik olarak imkânsız olsa da, kalbimdeki gül’ü aldatmanın pişmanlığıyla kalakalıyorum.

artık o da benimle beraber ağlıyordu. hıçkırıklarla sesim boğuklaşsa da devam ettim;

- … ben başka tenlerde kaybolmaya çalıştıkça o her yerde karşıma çıkıyor. her seferinde daha çok özlüyorum onu. pişman oldukça daha çok seviyorum.

bir anda kucakladı beni. çıplak vücudundan kayıp dizlerimin üzerine düştüm. uzun zamandır sesli düşünemediklerimi anlatmak rahatlatmıştı beni. sesimi kontrol etmeden bağıra bağıra ağlıyordum. o da çöktü dizlerinin üzerine. yüzümü ellerinin arasına alıp dudaklarıma küçük bir öpücük kondurdu;

- o çok şanslı bir kadın.

gözyaşlarımı sildi bir süre sonra. ayağa kalktık. kapıya uzanırken gözlerine baktım yine. minnetimin farkındaydı. gülümsedi henüz kurumamış yanaklarındaki gamzelerle. derin bir nefes alıp çıktım dışarı. kimsenin beklemediği evime doğru salladım adımlarımı.

artık daha çok özlüyordum onu.

daha çok seviyordum.